31.1.17

The Grand Budapest Hotel


boy with apple the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

Beş yaşımdayken bayram ziyaretinde Karaman'a ananemlere gittiğimde herkesten gizli yatak odasındaki beyaz dolapta alt rafta dedemin benim için gizlediği bir poşet badem şekerini bulup bitene kadar yediğim süre nasıl geçtiyse, öyle bir doksan dk yaşattı bu film bana. İzledikçe izleyesim geldi.Poşetteki şekerler bir bir bitti, tadı damağımdan geçmedi. Şeker dükkanının içinde oyun oynadım, yıllar sonra.

the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

The Grand Budapest Hotel; Stefan Zweig'in notlarından esinlenerk 2013 yılında yapıldı.Başlarda, Pianist filminden çok sevdiğim ve başarılı bulduğum bu filmde de Dmitri rolünü üstlenen Adrien Brody için ilgimi çekti.


İlgili resim

İzlemek için araştırırken hali hazırda sağlam bir kadrosu olduğunu görmüş oldum.
Mösyö Gustave rolüyle Ralph Fiennes muhteşem bir iş çıkarmış...

                            the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

Hayali bir Zubrowka Cumhuriyeti'nde yaşayan kahramanlarımız bu cumhuriyetin savaş görmeden önceki dönemini bize anılar halinde aktarıyor. 


İlgili resim
the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu
İçimizden bir kız mezarlığına gittiği yazarın kitabını okuyarak filmi başlatıyor. Otelin iç sahnesinde buluveriyoruz kendimizi, geçmişiyle bizi büyüleyecek olan Sıfır Mustafa (Tony Revolori) yazarımız ile karşılaşır ve akşam yemeğinde atılır ilmekler geçmişe. Böylece yönetmen koltuğundaki Wes Anderson şeker dükkanının kapılarını bizlere aralar.



İşte bu fotoğrafın ait olduğu sahne, my favorite scene!






Ve bu da en sabırsızlandığım sahne. Araba dibinde acele etsene be adam hadi kaç hadi hadi....



                                                  Film tamamen Almanya'da çekilmiş.


Filmin iç çekimlerinin yapıldığı Görlitzer Warenhaus


Karlovy Vary'deki Palace Bristol Oteli


Filmde de kullanılan Karlovy Vary'deki geyik heykeli


Karlovy Vary'deki Grandhotel Pupp



Aldığı ödüller;
87. Akademi Ödülleri'nde ; En İyi Yapım Tasarımı ve Set Dekorasyonu, En İyi Özgün Film Müziği, En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Saç ve Makyaj dallarında ve
64. Berlin Film Festival'inde Jüri Özel Ödülü Özel Ayı ödüllerine layık görülmüştür.




the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

the grand budapest hotel ile ilgili görsel sonucu

Şeker tadı bırakan kalorisi olmayan her sahnede kalbinizde tozu dumana katıp yüzünüzde tebessüm bırakan bu filmi geç olmadan izleyin, gülümsemesini istediğiniz herkese izlettirin. 

Filmin fragmanını da buraya bırakıyoruuum..






kaynakça:
-vikipedi
-theweek
-kendim(:



18.1.17

İÇİMDEKİ MÜZİK-Kitap Konuşması


içimdeki müzik ile ilgili görsel sonucu

Kitap: İçimdeki Müzik
Yazar: Sharon M. Draper
Aslından çeviren: Zeynep Kürük
Yayınevi: Timaş Yayınları

''Kelimeler ...'' ile başlayıp ''Şimdiye kadar tek kelime konuşmadım.Neredeyse 11 yaşındayım.'' diyerek biten bir kitabın ardından mektubumda yer  vereceğim her kelimenin kıymetini bileceğime söz veriyorum!

''Sevgili Melody;

İsmin ne güzel.

 Gülüşün ne güzel.
Sesin... Ne güzel!
Hergün sana benzeyen onlarca hastayla karşılaşıyorum, aralarından bazılarıyla birer saat tedavi seansı geçirecek kadar da şanslıyım üstelik. Bu aşamada kendimi kısa süreliğine Bayan V. ile kıyaslamama izin ver: aslında kıyas bile yapamam çünkü sabrı isteği -hatta tecrübesi- beni kendime getirdi, bir Bayan V. olmak için kaç fırın ekmek yemem gerekiyor?
Sevgisi artsın, elini bırakmasın.

Kardeşin Penny doğduğunda istemsiz bir şekilde üzülmüştüm, kendini onunla kıyasladığın ondan nefret ettiğin sayfalarla karşılaşacağıma neredeyse emindim. Bunu yapmak yerine  farklılıklarınızı görüp onunla tamamladın kendini. Vakti geldiğinde sana çabanı ispatlamayı çok gören kişilere bile kahkaha attın ya...
Sevgin artsın, kelimelerini bırakmasın.

Hani çok sevdiğin,hayranlıkla izlediğin balık kendini bir anda fanusundan fırlattı ya, var benim hayatımda da öyle balıklar, kuşlar. Özene bözene seyrettiklerim kendilerini attılar, uçtular... Hani yine o gün annen tüm çabalarına rağmen kurtaramadığın balığı fanusundan dışarı senin çıkardığını düşünüp üzüntünü görmeyip seni suçladı ya, benim hayatımda var kendimi ifade etme fırsatı tanımayanlar. 
Sabrımız sağolsun.

Mesleğimden dolayı yaşadığın her duruma aşinaydım, ama içindekileri okumak düşüncelerine girmek... Sanıyorum bir fizyoterapist için anatomi atlasısın. Öyle değerli, öyle değiştirilmez.
Kıymetin artsın, okuyanların bırakmasın.

''anlatamıyorum'' tuşuna bastığında ''çok iyi anlıyorum'' diyip her koşulda seni koruyormuş gibi görünen, en heyecanlı gününe uyandığında ise seni yüz üstü bırakan Rose'lerden o kadar çok var ki hayatta... Koşucu olsan da var, konuşmacı olsan da. Bu durum senin elini kaldıramamanla, anne diyememenle, salyanın akmasıyla, dik durduramadığın gövdenle alakalı değil. Altından mücevher olsan kıyafetime yakışmadı derler.
Ki sen en değerli mücevhersin, tozlanma sakın.

Çabalarına sağlık, seninle tanıştığıma, tanıştırıldığıma memnun oldum.
Öpüyorum kelimelerine dokunan baş parmağından.''
   
                                                                  Fzt Senat
                                                                 18.11.17


31.12.16

Kıymetlimisss

 ''Şimdi anladım almadan önce veriyorsun'' demişti Alice filmin sonunda Zaman'a. Şuanda tüm yazacaklarım tam olarak bu sözle ilgili olacak. ⌛


 Bir sene önce bugün en sevdiğin renk ne ise o renkte bir kutunun içinde koca bir sene hediye edildi sana. Karşılığında neler verdin, o sene gelmeden neler vaadetmiştin, bunları ben bilemem ama bugün koca bir sene daha koyuldu kucağına. Al dedi Yaratıcı, tepe tepe kullan geze geze kullan, istersen seve seve güle oynaya kullan. Bu senenin tüm kullanma talimatlarına uy takıldığın yerde sor, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. 

  Madem hal böyle; o halde yıl bitiminde süpürüp satmalık değil de özene bezene sarıp sarmalamalık unutmaktan korkmalık en güvenilir yerlerde saklamalık veya en gözde yerde sergilemelik tablolar yapalım. En en en güzel boyalarımızla, en güzel gece ve sabahlarımızla harmanlayarak okkalı bir vuruş yapalım bu yeni senemize. Nerden başlasak..
Şeyden mi başlasak..
Kurduğumuz cümlelerden.
Sahici oluşlarıyla elimizde olmadan karşımızdakini kırdıklarımızdan mı? Yok bunlara istesek de bir şey yapamayız. Sahici olmayanlarından başlayalım.Düzeltelim gerçekleriyle bir bir.. Hayır o saç rengi sana yakışmadı, evet bunu indirimden aldım, havuçlu keke bayılırım ama diyette olduğum için yemiyorum, seni sevmeye çabalıyorum ama olmuyor, param var ama bana lazım.

 Sonrası kendiliğinden gelecektir. Hep dürüst, en dürüst. Oh kafan rahat dünyan rahat.Sevgini de nefretini de boş yere harcama. Çünkü unutma bu senin hediye kutun. 🎁


 Kan bağının çok şey olduğunu ama her şey olmadığını kalbine kafana derine kazı.Seninle olan kan bağının bir kimsenin yanlışını doğru yapmadığını kabullen. Ha yanlışı yanlış haliyle kabulleniyorum diyorsan o zaman kan bağının olmadığı kişilerin yaptığı yanlışlara da aynı şekilde sabretmeye çalış. Bak bakalım o zaman kendi içinde aslında yıllardır verdiğin haksız rekabetle nasıl savaşmaya başlıyorsun.

 En yakın arkadaşına doğru soruları sormayı öğren. En büyük hatan neydi demek yerine en büyük hatanı kaç yaşındayken yaptın diye sor. Eminim '' hayattaki en büyük hatamı 19 yaşımdayken yaptım'' dedikten sonra bilmen gereken her şeyi sana zaten anlatacaktır. Çünkü en yakının. 

 Siyasetten anlamam deme. Çünkü siyaset senden anlıyor. Onu görmezden gelemezsin. İlgilen, araştır. Korkma, bildiğinde değil bilmediğinde yutar bu canavar seni.

 Kitap ve film önerisi istediklerinde okuyup-izlemediklerini bildiğin kişilere önermeyi bırak. Evet her şeye rağmen önersen de bir şey kaybetmezsin gibi duruyor ama onlar senin önerilerin, senin fikirlerin. Neden kale almayan değerlendirmeyen biri için musluğu boşa akıtasın?

 Şeye mi geçsek sonra, söylemeye bile cesaret edemediklerimize. Başlıyorum:
Seni seviyorum.
Annemi kaybetmekten çok korkuyorum.
İkra'nın en yakın arkadaşlarını kıskanıyorum.
Ayşe ablam evlenmesin.
Yağız konuşmaya başlayıp bana uzun uzun hikayeler anlatsın.
Ayakkabı numaram 36.5 olduğu  için airmax bana çok yakışıyor ve dibine kadar bu zevki tadacağım.
Aynı sırt çantalarına sahip olmamız beni rahatsız etmez lütfen sen de rahat ol.
Keşke boyum uzun olsaydı dediğim 5. seneme giriyorum.
En büyük korkum aşırı kilolu biri olmak.
Hayatımdaki en büyük hatamı 19 yaşımdayken yaptım.
İstediğim fotoğrafı paylaşıp istediğim zaman siliyorum , çünkü benim sosyal ağım.
9 sayfa da olsa yazarım bu sene neler yaptığımı çünkü evet kendimi önemsiyorum.

 Dua listesi gibi cesaret listelerimiz var hepimizin. Hepsini tekrarla ve hediye kutunun içini önce önceliklerinden doldurmaya başla. Sanırım kutunun güzelliğini biraz da önceliklerimiz belirliyor, biraz da  kutunun içine neleri almadığımız. Seçici olmak lazım yani. Öyle her gelene kapını açıp he deme, çünkü sen bitanesin. Kutunun içine kendini koymayı da unutma aman ha. 

 Kutu kutu dedik, nasıl bir şey bu kutu? Şöyle kırmızı kocaman beyaz fiyonklu mu? Çok mu klişe? O zaman takım elbiseli papyonlu. Veya devasa boyutta bir köstebek pasta, dilimlemeden direkt dalmalık.  Kim bilir . İçine ne koyduysam odur bir kutu , her şeyiyle benimdir, yanımda yer açarım ama yar etmem kimselere. Çünkü zaman bitanem, geçip gidiyor. My precious...

 Kıymetlimiss olacak nice güzel şeylere vesile olsun bu yıl.








30.12.16

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU- Kitap Konuşması



 Kitap: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Yazar: Stefan Zweig
Almanca aslından çeviren: Ahmet Cemal
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Benim canım yazarım Stefan!
 ''Satranç''tan  sonra sandım ki ilk ve son oldu seninle buluşmamız. Bir daha aynı noktada bir araya gelemez selamlaşamaz iki lafın belini bir daha böylesine koyu şekilde kıramayız sandım. 
Yanılmışım. 

Ben bugün incecik bir kitabın içerisinde bilinmeyen bir kadınla sohbet ettim.
Aşkını dinledim yüzünü görmeden, sesini duymadan. Yalnızca kelimeleriyle konuştum -normalde de böyle değil midir zaten-. Kapıda bekledim kendi nefesimden korkarak, ayak seslerini duyunca gözümü kapının deliğine diktim, boyum yetmedi parmak uçlarıma basarak gördüm merdivenden çıkanları- görmez olaydım, ah o kadınları görmez olaydım- , sevginin basamaklarına böylece şahit oldum, yatakta ateşler içinde yanan oğlunu seyrettim,
 her sene bir buket beyaz gül alıp koydum masama,sonra cebimde para buldum ve dünyam o güzelim çiçeklerin bulunduğu vazonun içine yıkıldı.

Kahramanımız Bay R'nin elinde tuttuğu  bu mektubunda 3 dakikalık kendini tanıma sahnesine şahit olmak isterseniz mutlaka okuyun. Sonuna kadar dikkatinizi iyice verin ki; Bay R vazosunun o sene boş olduğunu sizinle birlikte anlasın. 





25.12.16

ÇOCUKLUĞUM- Kitap Konuşması



 Kitap :Çocukluğum
Yazar:Maksim Gorki
Tür: Biyografik Roman 
Yayınevi: MORPA Kültür Yayınevi
Sonraki Eser: Ekmeğimi Kazanırken

Konuya sondan gireceğim, çünkü sonuçları sebeplerin önüne koymalıyız bazen.
Yıllar önce okuduğum bu kitabı buraya aktarmak nerden geldi aklıma? 
Sanırım güncel olayların ardından  zihnimde yer etmiş olan şu sahne, işte tam da buraya bu yazıyı yazma sebebim.

''Anlattıklarının çoğu bellekte tutulmaya değmez şeylerdi. Birçoğu onun uyarılarına gerek kalmadan belleğime giriyor ve beni tedirgin ediyordu. Anlattıklarının tümü yaşadığı  şeylerdi... Kendisine soru sorulmasından hoşlanmadığını fark etmiştim ama ben yine ısrarla sorardım:
-Hangisi daha iyi? Fransızlar mı Ruslar mı?
+Nereden bileyim ben? Ülkelerinde nasıl yaşadıklarını görmedim ki.. diyerek sinirli bir şekilde karşılık verdi.
-Ya Ruslar nasıldır?
+Nasıl olacaklar iyileri de var kötüleri de. Kölelik devrinde insanlar şimdikinden çok daha iyi durumdaydı. Şimdi herkes özgür ama geçim sıkıntısı çekiyorlar. Beyler serttir ama akılca bizden üstündür..Tabi beylerin tümü böyle değil , iyi bir beyle karşılaşınca insan ona boyun eğmekten kendini alamaz. Hiç şüphesiz, beyler arasında aptal olanları da var. Bunlar boş torba gibidir içine ne koyarsan alır. Bizde böyleleri boldur. Bakarsın uzaktan iyi görünür yanlarına yaklaşınca bir de bakarsın içi kof bir istiridye kabuğu ... Kendimizi eğitmeli, kafamızı yontmalıyız, ama bileği taşı nerede?
-Ruslar güçlü mü
+Güçlü olanları var. Ama iş güçte değil, beceridedir. Sen istediğin kadar güçlü ol, at senden yine daha güçlüdür.''


Çocukluğum; Maksim Gorki'nin yaşamını anlattığı 3 kitaptan ilki. İçlerinde her anlamda birinci nitelikte bir eser. 5 yaşındayken babasını kaybeden Gorki. annesi ile ananesinin yanına yerleşir , soluğumuzu kesecek bir hayatın adımları böylece atılmış olur.
Kitabı mı anlatsam yazarı mı derken ikisinin de aynı şey olduğu hem zaten yazarın da kitabın 9. bölümünde kendisini tek paragrafta nasıl özetlediğini fark ettim.

''Bana öyle geliyor ki, ben çocukluğumda,  birçok basit ve silik kişilerin, tıpkı arılar gibi, yaşam üzerindeki deney ve düşüncelerinin balını getirip bıraktığı bir kovan gibiydim. Bunlardan her biri ve herkes kendi tarzına göre ruhumu cömertçesine zenginleştiriyordu.Bu bal gerçi çoğu defa kirli ve acıydı, ama ne de olsa  bilginin her türlüsü değerli bir maldır.''

Ben hayatımı tanımlayacak olsam... Henüz bunun iççin erken, 20 sene sonra vakti geldiğinde bulurum bir tanım ama acı ve bal kavramlarını bir arada bulundurup bunu bu denli güzel ifade edebilecek kadar şanslı olur muyum bilemiyorum. Bir ananeden, bir hırstan, bir büyümeden çok daha fazlası bu kitap. Hatta ondan kitap diye değil yaşam diye bahsetmek istiyorum. Bu yaşam, tam bir çocuk. Eğrisiyle doğrusuyla, alttan bakınca da üstten bakınca da bir çocuk ve bu çocuğu seyre dalıp gidiyorsunuz. 

''Elindeki tavanın demir parçasıyla beni bir hayli dövdü. Andersen kitaplarını da aldı ve tamamen ortadan kaldırdı. Bu, bana dayaktan da acı geldi.''

Sevgili Maksim;
Sana okuma-yazma öğretip , 8 yaşındayken seni işe gönderen dedenin toprağına su taşıyalım birlikte.
Çocukluğun; çocukluğumdur.

''Vuu, vuu. Söz ottur, bazen de paradır, ama bazen de altındır söz!''












17.12.16

Korkma!



Yaşamaya değen ve yaşamı anlamlı kılan tüm değerlerimiz için...
Korkma!
Kalabalıklaşmaktan
Farklı diyarlarda koşmaktan.
Beyazlar içinde mora bürünmekten.
Bir tasarım diğerinden farklıysa önem kazanır
Ve bir düşünce tektipleştiğinde korkuyla anılır.

Korkma!
Eğer doğru olanı yapacaksan; düşmekten
İnandığın uğurda -sözde- kaybetmekten
Görülmesi gerekenlerin fotoğrafını çekmekten
Okunması gerekenleri kağıda dökmekten
Bir doğruyu diri tutmak için bir deliğe girmekten.

Evet, 
Sen de kök salacaksın bu dünyaya hem de tüm ihtişamınla
Bir tohum at artık toprağa
Bir fidan dik, can suyu ol 
Bir kürek at inşaata
Bir çizim daha yap
Bir maket de sen teslim et
Bir egzersiz de sen öğret
Bir ağrıyı da sen dindir

Yaşamaya değen ve yaşamı anlamlı kılan tüm değerlerini, 
Yaşamaya değen ve yaşamın tüm değerlerini,
Yaşamaya değen ve tüm değerlerini anlamlı kılan yaşamını: diri tut!
Diri tut ki ölmeyelim.
Ölmeyin!
Ölmeyin!
Ölmeyin!
Sevginizi, hevesinizi,  evinizi, gecelerinizi, çiçeklerinizi
Biliminizi,bilginizi... Öldürtmeyin!

Korkmayalım burdayım demekten
''Ölmedim burdayım''
Ölmedik burdayız  ulan!

Hızla çoğalıyoruz.. daha çok öğrenerek
Hem daha hızlı hem daha emin koşarak
Gittikçe daha da sıkı atıyoruz ilmeklerimizi
Yaşamaya değen ve bizi diri tutan her değerin farkında olarak.