Kendi çizgisi olan insanları seviyorum. Eğri ya da doğru, kalın ya da ince renkli veya saydam . Bir yolu olmalı insanın yürüyeceği..Raylarını elleriyle döşemeli öylece devam etmeli. Kayıp gitmeli kendi raylarında. Sonra bu hissi anlatmalı gerektiğince . Bende dinlemeliyim, imrenmeliyim. Var böyleleri , iyi ki. Cem Adrian'ı dinlerken bitmesin istiyorum konuşması, çünkü uçurtmaya bağlıyor sanki insanı, rüzgara karşı gelmeme gerek kalmadan uçabildiğimi farkediyorum .
Konserine gitmedim, deli gibi müziğini de takip etmiyorum. Düşüncelerini ifade ediş biçimi ve duruşu ona sevgi beslememe neden oluyor. Yıllar önce Kral Çıplak'a katılmıştı, en çok orda sevdirdi kendini bana.
Onun rengini takip etmek şiirlerinde kendimle konuşmak kadar çekici ve yıpratıcı. ''Düştüğüm çukur, uzanan ellerim, hiç tutunamadığım gidenlerim''
35 yaşında. yolun yarısı eder, bir sonraki yarısında da takibimde olacak.
..
22.4.16
21.4.16
39 Saniye

Bu mektubumu üzerine çay döktükten sonra Didem Madak'ın çiçeklerinden özür dileyen anneme napıyosun diye sorduğumda '' gönlünü alayım da şiir yazmayı bırakmasın'' dedikten sonra yazıyorum.
'' Sevgili Şairim;
Elimde yalnızca sana ithaf edilmiş bir dergi ve aklımda yer eden dizelerin var.
''ilk defa bu kadar sağlam yazıyorum
Haç şeklinde 128 dikişle''
Yıllarca şiirlerinin damağımda kestane şekeri tadı bıraktığına şahit oldum, Geçen gece sesini tekrar duyduktan sonra kestane şekeri yerini iştahsızlığa bıraktı - neydi değişen yıllar sonra-
Dişlerin ve saçlarınla hiç olmayan anaokulu öğretmenim gibisin. 'Sana bi şey anlatmam lazım' diyorsun beni köşeye çekip kimse de görmesin diye elini ağzına götürerek kısık sesle bi şeyler anlatıyorsun , titrek sesinle kanayan yarana basıyorsun başımı ve hiç edinemediğim arkadaşım oluyorsun. Sımsıkı tutuyorum ellerinden, çizgilerine bakarken aklından geçenleri tahmin etmeye çalışıyorum avuçluyorum ellerini. Bak kokunu bile hissediyorum şuan.Rüzgara karışmasın diye sarıp sarmalıyorum seni.
''Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım 'süper enginarlar' diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu 'süper' oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.''
Her 'süper' oluşta elimizdeki bıçakla çizgi çekip acıtıyoruz canımızı. İlaçların bi halta yaramadığı dönemlerde bıçağa gerek duymadan da derin çizgilere sahip olduğunu biliyorum. Çok şey biliyorum hakkkında. Mutluluk şiiri yazamamaktan dolayı duyduğun hüznü , saçlarına verdiğin değeri , Sylvia'lı kesişim kümemizi..- ne kadarını anlıyorum ki-
Uyuyup uyanıp okuduğum oluyor şiirlerini. Çünkü korkuyorum unutmamalıyım hiçbir ayrıntını.
''Kaç şiir kaç kere sular altında kaldı''...
Bir güzel yazı var Peyniraltı Edebiyatı Dergisinde. Müjde Bilir'in yazdığı. Her seferinde farklı cümleler dikkatimi çekiyor. Ve her seferinde acıyı başka yerlerde yaşıyorum. Bazen pencere kenarında seni izlerken, bazen şiirleri yakmana yardım ederken..
Bu dergide de yer alıyor 128 Dikişli Şiir. Yine de kafamda röportajının son 39 saniyesiyle kazınmış durumdasın, hemde kazıdıktan sonra büyük gözlerine baka baka 128 dikiş attım haç şeklinde, çıkıp gitmesin sesin diye. Bahsettiğin gözlerden özür dilemeyi devam ettirebilirim sanıyordum ama vaziyet buna musait değil. Herkesin özrü de kendine derdi de.
Annemin özrünü benim özlemlerimi kabul et, nurla aşkla yat. ''
21 Nisan 2016
SENAT
![]() |
| Çayı güzel edensin |
![]() |
2.4.16
Haruki Murakami
2015'e yaklaştığımız dönemde çok satanlarda görüp aldığım bir kitap var: Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları
Yazarı Haruki Murakami;67 yaşında Japonyalı bir yazar.Kitabı çok beğendim, yapyakın bir arkadaşımın sitem ettiği arkadaşlıklarını anlatıyor gibiydi, sanki onun günlüğünü okuyordum.
Bitirdiğimde tekrar başlamak istedim kitaba, bazı yerlerini tekrardan okudum. Yazarın başka kitaplarını araştırmak hiç aklıma gelmedi, başka yerde karşılaşacağımız içinmiş demek ki..
Tam da o günlerde tumblrda patataes kızartmasıyla ilgili bi yazı okudum, bi kitaptan alıntıydı ve yazarı yeni tanıştığım Haruki Murakami'nin ta kendisiydi. Kitabın adını buldum:Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu
Elime geçen ilk fırsatta alıp yiyecektim bu patates kızartmasını.
Bir kaç hafta sonra Konya Kitap Fuarı'nda Haruki'nin patates kızartmasıyla karşılaştım, standda bana el sallıyordu, kitapçıya sorduk fiyatını 23 lira dedi, aldık hemen arkadaşımla. İlk sayfalarda geçen asansör sahnelerini hala unutamıyorum. Uzatmaları baştan oynamayı tercih eden yazarın anlatışı önceki kitabına göre beni daha çok etkiledi. Okudum okudum okudum.. Bitirdiğimde kaloriferin dibinde ısınmaya çalışıyordum. Bu kitabı kapattığımda da doymadığımı farkettim, bazı yerleri yeniden okuyayım derken patates kızartma'lı sahneyi okumadığımı farkettim. İnanın bana her sayfayı tek tek kontrol ettim ve öyle bir sahneyle karşılaşmadım. Şimdilerde ise gölgeme her baktığımda Haruki'ye bi selam çakıyorum. Patates kızartması yediğimde ise aklıma dedem gelmiyor olsa eminim bu kitap gelirdi.

Patates kızartmasıyla karşılaşmamış olmak gizemi arttırdı ve 2015 yazında başka bir kitabına geçtim: Zemberekkuşunun Güncesi
Olayların birbiri arasında geçişi karakterlerin yeniden doğup sönüşü işsiz kalan bir adam terkedilen bir adam terkedildiğine inanmayan bir adam kılıf bulmada üstüne olmayan adam terkeden kadın kılıflara uyan kadın .. Uskumru kaybolunca işlerin karışması sebebiyle kitap boyunca işlerin düzelmesini değil de Uskumru'nun bulunmasını bekledim. Böylece kediyi daha çabuk bulmak için kitabı daha hızlı okumuş oldum. Karmaşık olaylar silsilesinde May Kasahara'nın arkadaşlığı bana en samimi gelen ilişki..Uzak yerlerden biri bana inatla mektup yazsın isterdim, her şeye rağmen yazsın.
Biraz stresli bir kitaptı benim için, mesela Zemberekkuşu şuan kitap kapağında üzerime saldırıp kafamın üstünde ötecekmiş gibi bakıyor.

Bir kaç ay sonra arkadaşımı ve beni çokça ilgilendiren bi mesele hakkında yeni kitap çıkardı: Uyku
Hemen aldık.İçinde kendimi bulduğum için en sevdiğim kitabı bu oldu. İnce, kuşe kağıdına basılmış, bolca illüstrasyona sahip bir kitap.Çizimleri incelemek için sayfalarını hemen okusam bile bir süre aynı sayfada kaldım.

Uyuyamıyormuş, tam 17 gün olmuş.
'Artık uykunun nasıl bir şey olduğunu bile tam olarak anımsayamıyorum' diyor kahramanımız.Uyumak için her yolu deneyen birini okuyacaksınız, sebebi olmayan bir yolculuğa çıkacaksınız sıkı tutunun geceler sizi boğmaya geliyor!
Daha bir çok kitabı var, yaz tatilime kadar yeni bir kitabına geçemeyeceğim gibi görünüyor. Bu sebeple buraya kadar olanları yazmak kaydetmek istedim. Nasılsa burası benim dünyam, okudukça yenilerini eklerim. Bazen dolar silerim, burası benim dünyam! Lay lala lala lay.. Hep ardınızda olan gölgelerinizi inceleyin sizden parça taşıyorlar, iyi uykular ve hop günaydın patates kızartmalı arkadaşlıklarınız bol olsun.

Haruki Murakami hakkında her şey
Haruki Murakami kitapları

Yazarı Haruki Murakami;67 yaşında Japonyalı bir yazar.Kitabı çok beğendim, yapyakın bir arkadaşımın sitem ettiği arkadaşlıklarını anlatıyor gibiydi, sanki onun günlüğünü okuyordum.
Bitirdiğimde tekrar başlamak istedim kitaba, bazı yerlerini tekrardan okudum. Yazarın başka kitaplarını araştırmak hiç aklıma gelmedi, başka yerde karşılaşacağımız içinmiş demek ki..
Tam da o günlerde tumblrda patataes kızartmasıyla ilgili bi yazı okudum, bi kitaptan alıntıydı ve yazarı yeni tanıştığım Haruki Murakami'nin ta kendisiydi. Kitabın adını buldum:Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu
Elime geçen ilk fırsatta alıp yiyecektim bu patates kızartmasını.
Bir kaç hafta sonra Konya Kitap Fuarı'nda Haruki'nin patates kızartmasıyla karşılaştım, standda bana el sallıyordu, kitapçıya sorduk fiyatını 23 lira dedi, aldık hemen arkadaşımla. İlk sayfalarda geçen asansör sahnelerini hala unutamıyorum. Uzatmaları baştan oynamayı tercih eden yazarın anlatışı önceki kitabına göre beni daha çok etkiledi. Okudum okudum okudum.. Bitirdiğimde kaloriferin dibinde ısınmaya çalışıyordum. Bu kitabı kapattığımda da doymadığımı farkettim, bazı yerleri yeniden okuyayım derken patates kızartma'lı sahneyi okumadığımı farkettim. İnanın bana her sayfayı tek tek kontrol ettim ve öyle bir sahneyle karşılaşmadım. Şimdilerde ise gölgeme her baktığımda Haruki'ye bi selam çakıyorum. Patates kızartması yediğimde ise aklıma dedem gelmiyor olsa eminim bu kitap gelirdi.

Patates kızartmasıyla karşılaşmamış olmak gizemi arttırdı ve 2015 yazında başka bir kitabına geçtim: Zemberekkuşunun Güncesi
Olayların birbiri arasında geçişi karakterlerin yeniden doğup sönüşü işsiz kalan bir adam terkedilen bir adam terkedildiğine inanmayan bir adam kılıf bulmada üstüne olmayan adam terkeden kadın kılıflara uyan kadın .. Uskumru kaybolunca işlerin karışması sebebiyle kitap boyunca işlerin düzelmesini değil de Uskumru'nun bulunmasını bekledim. Böylece kediyi daha çabuk bulmak için kitabı daha hızlı okumuş oldum. Karmaşık olaylar silsilesinde May Kasahara'nın arkadaşlığı bana en samimi gelen ilişki..Uzak yerlerden biri bana inatla mektup yazsın isterdim, her şeye rağmen yazsın.
Biraz stresli bir kitaptı benim için, mesela Zemberekkuşu şuan kitap kapağında üzerime saldırıp kafamın üstünde ötecekmiş gibi bakıyor.

Bir kaç ay sonra arkadaşımı ve beni çokça ilgilendiren bi mesele hakkında yeni kitap çıkardı: Uyku
Hemen aldık.İçinde kendimi bulduğum için en sevdiğim kitabı bu oldu. İnce, kuşe kağıdına basılmış, bolca illüstrasyona sahip bir kitap.Çizimleri incelemek için sayfalarını hemen okusam bile bir süre aynı sayfada kaldım.

Uyuyamıyormuş, tam 17 gün olmuş.
'Artık uykunun nasıl bir şey olduğunu bile tam olarak anımsayamıyorum' diyor kahramanımız.Uyumak için her yolu deneyen birini okuyacaksınız, sebebi olmayan bir yolculuğa çıkacaksınız sıkı tutunun geceler sizi boğmaya geliyor!
Daha bir çok kitabı var, yaz tatilime kadar yeni bir kitabına geçemeyeceğim gibi görünüyor. Bu sebeple buraya kadar olanları yazmak kaydetmek istedim. Nasılsa burası benim dünyam, okudukça yenilerini eklerim. Bazen dolar silerim, burası benim dünyam! Lay lala lala lay.. Hep ardınızda olan gölgelerinizi inceleyin sizden parça taşıyorlar, iyi uykular ve hop günaydın patates kızartmalı arkadaşlıklarınız bol olsun.
Haruki Murakami hakkında her şey
Haruki Murakami kitapları

27.3.16
Spirited Away (Ruhların Kaçışı)
Spirited Away! Seni izlemekte geç kaldığım için üzgün nihayet ulaştığım için mutluyum.

Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen film 2003 yılında 'Uzun Metrajlı En İyi Animasyon Filmi' oscarını kazanarak oscar kazanan ilk anime oldu.

Chihiro alıştığı ortamdan ayrılıyor olmanın hüznü içinde arabanın arka koltuğunda elinde bir buket çiçekle otururken başlıyor film. Annesi babası onu her ne kadar yatıştırmaya çalışsa da Chihiro hiç de kolay taraf değiştirmiyor, bırakıp gelmeye alışmak istemiyordu belki de.
Yeni evlerine ilerlerken zorlu bir kısa yoldan geçerek esrarengiz bir yere varıyorlar. Anne ve babası arabadan inerek bu esrarengiz yeri keşfe çıkıyorlar. Chihiro korkutucu bir yer olduğu için istemese de aynı zamanda tek kalmaktan da korktuğu için anne ve babasını takip etmeye başlıyor. Annesinin kolunu sımsıkı sıkıyor ki onu bırakmasınlar...


Ayak bileğime kadar ancak gelebilen bir suyun içinde uzanan ve dönüşü olmayan tren yolundan yürümeye hayal mi dersiniz bilmem ama ayakkabılarımı saklayıp ihtiyacım olduğunda bıcır bıcır koşup getiren kömür karası örümcekvari canlıların sevgisini birinin zihninde düşünüp önüme rengarenk bir filmle sunması gerçekten yürek kanlandırıyor.

Çaresizce bacaklarını kendine çekip otların dibine büzüşürken seni yalnız bırakmayan Haku; kendimi unutmamam unutmuşsam hatırlamam gerektiğini bas bas bağıran bir gerçeğin çizim bulmuş halisin.Belki de en gerçek ve kalıcı yol sensin .
Hayao Miyazaki şeffaf bir çizgiyle ayırmış kurguyu gerçekle.Aynı zamanda ikisinin de birbirinden beslenmesine izin vermiş.Uçuş uçuş bir filmdin, Chihiro kötülükleri reddederken ne güzeldin .
Her saniyenden her dönüşünden her altın her kağıt kuşundan binbir anlam çıktı.Keşfedilmemiş bir hazineymişsin hayatımda, gün yüzüne çıkışının değerini bilmem dileğiyle..

Hayao Miyazaki tarafından yazılıp yönetilen film 2003 yılında 'Uzun Metrajlı En İyi Animasyon Filmi' oscarını kazanarak oscar kazanan ilk anime oldu.

Chihiro alıştığı ortamdan ayrılıyor olmanın hüznü içinde arabanın arka koltuğunda elinde bir buket çiçekle otururken başlıyor film. Annesi babası onu her ne kadar yatıştırmaya çalışsa da Chihiro hiç de kolay taraf değiştirmiyor, bırakıp gelmeye alışmak istemiyordu belki de.
Yeni evlerine ilerlerken zorlu bir kısa yoldan geçerek esrarengiz bir yere varıyorlar. Anne ve babası arabadan inerek bu esrarengiz yeri keşfe çıkıyorlar. Chihiro korkutucu bir yer olduğu için istemese de aynı zamanda tek kalmaktan da korktuğu için anne ve babasını takip etmeye başlıyor. Annesinin kolunu sımsıkı sıkıyor ki onu bırakmasınlar...


Ayak bileğime kadar ancak gelebilen bir suyun içinde uzanan ve dönüşü olmayan tren yolundan yürümeye hayal mi dersiniz bilmem ama ayakkabılarımı saklayıp ihtiyacım olduğunda bıcır bıcır koşup getiren kömür karası örümcekvari canlıların sevgisini birinin zihninde düşünüp önüme rengarenk bir filmle sunması gerçekten yürek kanlandırıyor.

Çaresizce bacaklarını kendine çekip otların dibine büzüşürken seni yalnız bırakmayan Haku; kendimi unutmamam unutmuşsam hatırlamam gerektiğini bas bas bağıran bir gerçeğin çizim bulmuş halisin.Belki de en gerçek ve kalıcı yol sensin .
Hayao Miyazaki şeffaf bir çizgiyle ayırmış kurguyu gerçekle.Aynı zamanda ikisinin de birbirinden beslenmesine izin vermiş.Uçuş uçuş bir filmdin, Chihiro kötülükleri reddederken ne güzeldin .
27.2.16
Nazım Hikmet ~ Yaşamaya Dair ~ On Living (Genco Erkal - Fazıl Say)
![]() |
| Nazım Hikmet Ran Eskişehir Balmumu Müzesi |
beyaz gömleğinle bir labratuarda
insanlar için ölebileceksin
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
22.2.16
Çürümemin Bir Amacı Var

Röportajları sevmiyorsun madem, bari mektubumu oku. Ah pardon, mektubunu. Sana gönderdiğime göre bu mektup artık senindir öyle değil mi?
Uyumama ramak kala içimden senin cümlelerini tekrar etmemle başladı her şey.''Altında ezilmediğimiz bir olayın bizim için ne anlamı olabilirdi ki?'' ya da ''İnsan türü ancak kendini mahvedene hayran olur.'' mesela.
En çok da; ''Yürek': bütün azapların kökeni... Nesneye imreniyorum... maddenin ve donukluğun lütfuna...''dedin ya hani İstifa'da. anlaşılması ne güç bir cümle bu. Gecelerce içimde dolandı. Dokunabilseydim, yüreğini avucuma alıp konuşacaktım. İnanmamazlığının içinde nasıl bu kadar kuvvetli kalabildin? Kendi kendine zorlaştırmışsın her şeyini. İnsanın sana zorlaştırdığın her şeyin kolay halini gösteresi geliyor.Mesela nasıl oluyor da boşluktan sıkıldığımı söylüyorsun? Söylediğinin aksine ağır hasta birisinin ne denli can sıkıntısı içinde günlerini geçirdiğine birebir şahidim. Bu kadar kör müsün be adam diye suratına bağırabilirdim, benim sonram bir boşluk olmayacak senin inadına kazıyacağım izlerimi şuralara bi yerlere öyle ya da böyle bi şekilde. Olduğu gibi bırakıp gitmeyeceğim, taş koyulmuşsa üstüne bi tane de ben inşa edeceğim.
Daha çok kıza kıza ilerlerken 'Yozlaştırıcı' yazınla kızgınlığımın sebebini gösterdin, kendimi bulduğum ve neyi kastettiğini tam olarak anladığım için bu denli öfkeliydim. Diyordun ki: '' - şüpheyi yerkürenin derinliklerine kadar ekmek isterdim; onun maddeye nüfuz etmesini sağlamak zihnin hiç girmediği yerde onun hükümdarlığını kurmak ve varlıkların iliğine ulaşmadan önce de taşların huzurunu sarsmak, oraya güvensizliği ve yürek kusurlarını sokmak.Mimar olsam Yıkım'a bir tapınak inşa ederim vaiz olsam duanın gülünçlüğünü açığa vururdum, kral olsam başkaldırının amblemini dikerdim.İnsanlar gizliden gizliye birbirlerinden tiksinmeye heves ettiklerine göre her tarafta kendine sadakatsizliği tahrik ederdim..''
Sayın Cioran; ulaşabilseydim, ellerini alıp öperdim.
Unutmadan şunu da söyleyeyim, yandan çekindiğin bir fotoğrafında Nazım Hikmet'e çok benziyorsun. Bazı cümlelerin de bana onun mısralarını anımsatıyor.
Hayat dikiş kutusundaki iplerin renginde değil her zaman, katıldığım şiir yarışmasında hiçbişeyinci olduğumda gördüm bunu. Burdayım, ve gurur duyuyorum üzüntümle. Hiç bu kadar duygu yüklü olmamıştım belki de. ''Nerede tükettin ömrünü?'' diyorsun ya hani. Burada tükettim. Bir dikiş kutusunun içinde renkleri elimde tutmaya çalışırken.
22.02.16
SENAT
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


